Kısa yoldan zengin olmak isteyenler, çoğu zaman dolandırıcıların kolay yemi olmaktadır. Zira onlar bire on kazanmayı isterken, birileri tam bu dili kullanmakta ve fazlasını vaat etmektedir. Ancak bunu yaparken istismarcı, kendi istediğini fazlasıyla almaktadır.
Mevzu rivayetleri tanıma yollarından biri, amel ile ecir ya da günah ile ceza arasındaki dengesizlik olarak görülmektedir. Yani basit işler karşılığında çok büyük vaatler, ya da küçük günahlar için çok büyük cezalar öngören rivayetler uydurma olarak mütalaa edilmektedir.
Ayet ve hadislerde ceza ya da ödüle konu olarak zikredilen hususlardan hareketle, genel ölçü ve ilkeler oluşturulması arzu edilmektedir. Dolayısıyla mevzu bahis edilmeyen konularla ilgili olarak akıl yürütmelerde kullanılabilecek öncüller üreten bu ilke ve bilgiler, nelerin imkan sınırları içerisinde olduğunu da gösterecektir. Bu durum bilinmesine rağmen, sosyal medyada paylaşılan bazı rivayetlere bakıldığında müslümanın tüyleri diken diken olmaktadır. Örnek olarak aşağıdaki uydurma rivayetin paylaşımını zikredebilirim:
“Efendimiz buyurmuş ki; Ümmetimden birinin kazaya kalmış namazı varsa, Ramazan ayının son cuması cuma namazı ile ikindi arası 4 rekat namaz kılsa 400 senelik kaza namazı kılmış olur. Bir insan 400 sene yaşamadığı gibi bu kadar da borcu olmaz bu sebeple kendi kazasından artan annesinin babasının evlatlarının ondan artacak olan da ancak komşularının kaza namazları yerine gider. Bu namaz, dört rekât olarak kılınır. Her rekâtında,10 ayetel kürsi, 15 inna ateyna, 3 kafirun, 3 ihlas okunur. (Kazaya bıraktığım ve kazasını geciktirdiğim namazların, günahlarının affolması için, kefaret namazı kılmaya) diye niyet edilir. Cuma namazından sonra, ikindi namazına kadar kılınır. İkindinin sünneti gibi kılınır. Ondan tek farkı, her rekâtın kıyamında Fatiha’dan sonra 10 ayetel kürsi,15 inna ateyna, 3 kafirun, 3 ihlas suresi okunur. Diğerleri aynıdır. Tesbihleri: 70 ”estağfirllah elazimi ve etub ileyh” 70 tanede ”allahümme salli ala muhammed”
Hiçbir hadis kaynağında geçmeyen, uydurma olduğu apaçık olan, 400 sene yaşaması mümkün olmadığı gibi, bu kadar kaza namazı da olması mümkün olmayan bir insan, buna nasıl inanır ve milyonlara ulaşacak insan kitlesiyle bunu nasıl paylaşır. Zira ‘her duyduğunu aktarması kişiye yalan olarak yeter’ (M000007-2, Müslim, Mukaddime, 5) buyuran Hz. Peygamber, “Benim adıma yalan söylemeyin. Her kim benim adıma yalan uydurursa Cehenneme girer.” (M000002, Müslim, Mukaddime, 1) uyarısında bulunmaktadır.
Doğru olmasını bir tarafa bırakalım yanlış anlaşılma ihtimali bile, müslümanı geri durdurması gerekirken, uydurma olan bir rivayeti nasıl paylaşır. Fasıkın getirdiği haberin araştırılması talep edilen bir gelenekte, kim olduğu ve ne dediği belli olmayan bir şahsın ortaya attığı, mantık ölçüsü içerisinde izah bile edilemeyen bir sözün Hz. Peygamber’e nispetine nasıl rıza gösterir. Erdemli bir duruş, yayılmasına aracı olmak değil, meşhur olmasına bile vesile olmaktan uzak durmayı gerektirir.
Uydurma rivayeti nakletmek ile bizzat rivayet uydurmak aynı eylem olarak görülmektedir. Hedefini kaybeden, sorumluluklarını unutan ve hakikatin nurunu yitiren insan, zahmetsiz ve bol kazançlı eylemlerin peşine düşüyor. İstismarcılar da, tam burada sahneye çıkarak bunu fırsata dönüştürüyor. Kötü olan, batıl olduğu bu kadar açık ifadelerin bile iletişim araçları vasıtasıyla Müslümanlar tarafından paylaşılmasıdır. Zira güven vermesi için bilinmesi, ama ona güvenilmemesi için de gizli kalmasını istediği bir bilgiyi Hz. Peygamber, Muaz’a anlatmakta ve dengeyi kuracak uyarıyı da yapmaktadır. Söz politikasını görmek için Hz. Peygamber ile Muaz arasında geçen şu diyalog bu gözle yeniden okunmalıdır:
Enes b. Malik şöyle rivayet etmiştir:
Rasûlullah (sav), Muâz’ı terkisine almış, deve sırtında gidiyordu. Bir ara, “Ya Muâz b Cebel!” diye hitap etti. O da, “Buyur ey Allah’ın Resûlü, emret” dedi. Rasûlullah (sav) tekrar, Ya Muâz” diye seslendi. Muâz da yine, “Buyur ey Allah’ın Resûlü, emret” dedi. Bu diyalog üç kere tekrarlandı. Sonra Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu: “Samimi bir kalple Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın rasulü olduğuna şehadet eden herkese Allah cehennemi haram kılmıştır.” Muâz, “Ey Allah’ın resûlü, bunu insanlara haber vereyim de sevinsinler, değil mi?” dedi. Hz. Peygamber (sav), “Ama o zaman buna güvenirler” buyurdu.
Muâz bu hadisi, (söylemeyip gizlersem) günaha düşeceğinden korkarak öleceği sırada haber verdi. (B000128, Buhari, İlim, 49)
Kurtuluş ümidini ve ümmete aidiyet bilincini diri tutmak için söylenmiş olan bu hadisin, genel olarak ilanının müslümanlar arasında ihmale yol açacağını düşünen Allah Rasülü’nün ihtiyatına karşılık, onun hatırası olan Nal-i Şerifin resmi veya imitasyonuyla elde edilecek olan kazanımların zikriyle oluşan pazar dikkate değerdir.
“Her kim,kendisinden bereketlenmek niyeti ile ,bu nal-i şerifin resmini yanında bulundurursa:
- Azgınların saldırısından,
- Düşmanların galibiyetinden,
- Azgın şeytanların şerrinden,
- Her kıskanç kişinin nazarından emin olur.
- Hamile kadın onu sağ elinde bulundursa,ALLAH-u Teala’nın yardımı ile doğumu kolay olur.
- Sihir ve büyüler bunu taşıyana tesir etmez.
- Bunu tasımaya devam eden kişi bütün insanlar tarafından tam bir kabul görür.
- Onu tasıyan ordu bozguna uğramaz.
- Bulundugu gemi batmaz.
- Bulundugu ev yanmaz.
- İçinde bulundugu eşya çalınmaz.
- Sahibinin hürmetine ne istense ,yapılan dua reddolmaz.
- Sahibi ile hangi darlıkta tevessül edilse mutlaka o sıkıntı kalkar.
- Sahibi ile hangi hastalıkta meded istense mutlaka şifa gelir.
- Ancak bütün bu sayılanların gerçekleşmesi kuvvetli iman şartına (Resulullah Efendimizin bu mucizesine şüphesiz inanmaya) Bağlıdır. ” (https://www.youtube.com/watch?v=CbJWovehvAo)
Tevekkülü, imtihanı, korku ve ümidi ortadan kaldırmanın aracı olarak görülen Na’l, kuvvetli iman şartıyla fonksiyon üstlenmektedir. Diğer bir ifadeyle zikredilen yararları temin etmesi için öngörülen kuvvetli iman şartı, olumsuzluk olması durumunda sorumluluğu taşıyıcıya yüklemektedir. Dolayısıyla aksi tecrübe edilse bile, birey suçlandığı için kurulu düzene halel getirmemektedir.
İstismara bir başka örnek ise, rivayette müjdelenen hususlarla rahatlayanlara karşılık, bizzat rivayetlerinin değer ve otoritesini sarsmak amaçlı yapılan sansasyonel bildirimlerdir. Söz
Sosyal Medya paylaşımlarının arka planı irdelendiğinde farklı saiklerin etkili olduğu görülecektir:
- Gerekli görülmesi halinde, yanlış anlamaya vesile olmayacak şekilde izah edilerek yapılan açıklama ya da paylaşımlardır. Uzmanların sorumluluklarının gereği olarak başvurdukları bir paylaşımdır. Burada sözün anlaşılır, yerinde ve yeteri kadar olduğundan emin olunması gerekmektedir.
- Paylaşan, kendi duygu dünyasını göstermek için muhatabın dünyasında karşılığı olan nesneleri paylaşmaya özen göstermektedir. Bu, gizlenen kimlikleri, gösterişçi dindarlıkları ve sahte kimlikle gün yüzüne çıkmış simaları doğurmaktadır.
- İstismar amaçlı paylaşımlar. Sözü ait olduğu bağlamından kopararak, söz sahibinin istediği misyonu yüklenecek şekilde yeniden dizayn edilerek yeniden servis edilmesidir. Gösterişçi dindarlık ifadesinin de karşılamadığı bir durum olan amaçlı paylaşımlar, kazanç kapısını ve yeni fırsatları doğuracak özel paylaşımlardır. Çoğu zaman paylaşan, suyun kendisine ya da ait olduğu gruba akmasını sağlamaktadır.
Söylemediğini O’na söyleten, zaten şaşkınlaşmış olan insanları, iyice şaşkına çevirecek sözü paylaşan, kendi hesabına nelere vesile olduğunu düşünmeli ve dilini tutma yükümlülüğü gibi, dostluklarına ve paylaşımlarına da dikkat etmelidir.